Sadelikteki güzellik Parlı Camii

Diyarbakır Suriçi’nde rastgele bir yürüyüş her daim sürprizlere açıktır. Bir sokaktan diğerine dönerken bazen eyvanlı bir taş ev, bazen bir çeşme ya da yüksek katlı binalar arasında eski bir cami, bütün safiyetiyle inci tanesi gibi beliriverir önünüzde. Bu yürüyüşlerden birinde, eski şehir merkezini gösteren bir harita üzerinde, kenti dörde ayıran Urfa Kapı-Yeni Kapı aksı ile Mardin Kapı-Dağ Kapı aksının kuzeybatı diliminde ilerlerseniz, Melik Ahmet Paşa Caddesi’nin yakınlarında o camilerden biri çıkar karşınıza. On beşinci yüzyıldan kalma Safa ya da diğer adıyla Parlı Camii’ni daha ilk görüşte, eski yüzyıllardan günümüze ulaşabilmiş bütün tarihî eserlerde olan o mistik, gizemli yan için seversiniz. 600 yıldan bu yana yaşayan bir yapıya peşinen duyulan bu hayranlık, caminin minaresine bakarken saygı ve huşu dolu bir duruşa dönüşür. Artık, yalnız kadim bir mabet değil bir sanat eseridir gördüğünüz. Denilebilir ki bu minare şöhretiyle, kare planlı, tek kubbeli olarak inşa edilmiş ve güzelim çinilerle bezenmiş camiyi bile gölgede bırakmaktadır. Nedir minareyi bu kadar ayrıcalıklı kılan?

Avlunun sol tarafında bulunan ve camiye bitişik olmayan bu tek şerefeli taş minare, yapıdaki süsleme yoğunluğunun büyük bir kısmını üzerinde topladığı için kaidesinden külahına kadar görsel bir şölen gibidir. Süslemeler, Diyarbakır’a özgü siyah bazalt taştan yapılma kare kesitli kaidede başlar ve küfeki taşıyla örülen minare boyunca hareketli geçişlerle devam eder. Minare kaidesinde satrançlı kûfî yazılı bir pano bulunur ve küp kısmının üst seviyesinde bir sıra halinde çini levhalardan oluşan kuşak dolanır. Kaidenin üzerinde yer alan ve mimarî literatürde ‘pabuç’ olarak adlandırılan kısımda ise kübik kaideden sekizgen gövde başlangıcına geçişi sağlayan üçgenler yer alır. Sekizgen kısımda ve gövdedeki panolarda uzun uzun inceleyebileceğiniz lotus, palmet, rûmî ve hatâyî desenli bezemeler, zencerek çerçeveler ve nesih hattıyla bazı âyetlerin bulunduğu kabartma yazı şeritleri de oldukça dikkat çekici. Minarenin eski dönemlerde özel bir kumaşla örtüldüğü ve sadece cuma günleri açıldığı biliniyor. Taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olan bu minare, Anadolu camilerinin en zarifleri arasında yer alır.

 

 

Yağmurlu havalarda yayılan misk kokusu Diyarbakır’daki diğer Akkoyunlu camileri gibi büyük ölçülerde olmasa da hem minaresindeki bezemelerle hem de cami içindeki taş işçiliğiyle dikkat çeken Parlı Camii’nin inşa tarihi ve bânisi kesin olarak bilinmiyor. Bu konudaki genel kabul, Şah İsmail’in dedesi, Şeyh İbrahim Safî’nin oğlu Cüneyd-i Safevî’nin arzusuyla Uzun Hasan (1454-1478) tarafından yaptırıldığı. Kapısının üzerindeki Hicrî 938 (1531- 32) tarihli beş satırlık Arapça kitâbe- ye göre cami, Amidli Abdurrahman b. Hacı Hüseyin tarafından yine Amidli Ahmed adındaki bir mimara tamir ettirilmiş. Halk arasında en çok ‘Parlı’ ya da ‘Safa’ olarak bilinen camiden Evliya Çelebi ‘İpariye’ diye söz eder ve duvarlarının yağmurlu havalarda misk koktuğunu anlatır. Bu kokunun caminin inşasında kullanılan harç malzemeleri içine karıştırılan bir bitkiden geldiğine inanılır.

Parlı Camii, gösterişli minaresi hariç tutulmak kaydıyla sade bir yapıdır ancak yine de özellikle iç mekanda gözü ve gönlü okşayacak çok güzel detaylara sahiptir. Öncelikle, iç mekanın farklı yerlerine konumlandırılmış yirmi dört adet pencereden ışık alan oldukça aydınlık bir camidir. Taş işçiliğinin güzel örneklerinden biri olan minberi, geometrik ve bitkisel bezemelerle bir dantel gibi işlenmiştir. Minberin iki kanatlı, gösterişli kapısı ilk bakışta insanda oyulmuş bir ahşap hissi uyandırır. Yine taştan yapılmış mihrabı, geometrik desenler ve yazı kuşaklarıyla çerçevelenmiş bir nişe sahiptir. Caminin kıble tarafındaki sır altı tekniğiyle yapılmış duvar çinileri de ayrıca görülmeye değerdir. Metin Sözen, ‘Diyarbakır’da Türk Mimarisi’ adlı kitabında, lacivert, siyah ve fîrûzenin egemen olduğu çinilerin yerli bir atölyede imal edildiği görüşü üzerinde durur. Klasik İznik çinilerine göre farklı desenler ihtiva eden Parlı Camii çinileri, altıgen biçimleriyle de Osmanlı süsleme sanatı için alışılmışın dışında örneklerdir.

 

"Suriçi’nde nevzuhur binalar arasında, istiridye içinde bir inci gibi gizlenmiş Parlı ya da Safa Camii, ilk bakışta son derece sade bir mabettir. Önce, kaidesinden külahına kadar gerçek bir göz ziyafeti sunan ve taş süsleme sanatının en güzel örneklerinden biri olan minaresiyle büyüler. Sonra camiye girdiğinizde, duvarlardaki firuze çiniler ve minberdeki gül ve karanfil oymalarıyla bir eski zaman masalının içine düşersiniz."

 

Kitap süslemelerinden camiye yansıyan Parlı Camii’nde görülen bazı süslemeler ile dönemin kitap süslemeleri arasında büyük bir benzerlik oluşu da dikkate şayandır. Özellikle minare gövdesinde yer alan salbekli şemseli taş süslemeler, dönemin el yazmalarında ve tezhipte yoğun olarak kullanılmış hatta klasikleşmiş formların taşa işlenmiş örnekleridir. Tezhip sanatında sıkça gördüğümüz ‘damla’ motifini Parlı Camii minaresinde, dönemine uygun düşecek biçimde içleri rumi, palmet ve hatai motifleri ile doldurulmuş olarak görürüz. Caminin içine girdi- ğimizde ise, minberin mermer kapısı üzerinde yer alan bezemenin yine dönemin kitap süslemeleriyle hemen hemen aynı oluşu ilgi çekicidir. İki kanatlı kapının her iki kanadında da çift sıra sarmal dal üzerinde hatai, gül, karanfil ve hançeri yapraklar ile saz üslûbunda bir tezyin anlayışı simetrik bir düzenleme ile uygulanmıştır.

 

Son cemaat yerinde gizli güzellikler Vitray severler, mihrabın üzerindeki masalsı pencereyi görecektir muhakkak ama son cemaat yerinin avluya bakan yüzünde, sütunların üst kısmında farklı biçimlerde madalyonlar bulunduğunu hatırlatmakta fayda var. Camiyle ilgili mimarî detaylardan biri de beş kemerle desteklenen son cemaat yeri üzerindeki beş kubbenin dışarıdan görülmeyecek şekilde gizlenmiş olmasıdır. Son cemaat yeri pencereleri basit dikdörtgen açıklıklar şeklindedir ancak iki yanlarında, gövdeleri düğümlerle işlenmiş sütunçeler ve sivri kemerli bir niş içinde yer alan alınlıklarıyla son derece gösterişlidir. Bu alınlıkların içinde sekizgenlerin kesişmesiyle oluşan dörtlü düğümlerin ortasında çiçek dekorlu kompozisyonlar yer alır. Aslında Parlı Camii, dışarıdan her ne kadar sade bir yapı olarak görünse de, Diyarbakır konaklarına ve hanlarına her zaman ahenk katan küfeki ve bazalt taşından almaşık duvar işçiliğiyle doğal olarak süslüdür.

 

Parlı Camii Medresesi Parlı Camii’nin güneyinde, camiyle aynı tarihlerde yine Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı düşünülen bir de medrese yer alır. Camiyle ilişkili bir konumda bulunduğu için Parlı ya da Safa Medresesi olarak anılıyor ancak Metin Sözen’e göre medrese, 1559 ile 1591 yılları arasında burada müderrislik yapan Muslihiddin-i Larî’ye atfen ‘Muslihiddin-i Larî Medresesi’ olarak da adlandırılıyor. Muslihiddin-i Larî’nin Diyarbakır’da müderrislik yaptığı dönem dikkate alındığında medresenin yapım tarihini bu döneme kadar götürmek ve en az 450 yıllık bir geçmişten söz etmek mümkün. Parlı Medresesi, Hüsrev Paşa ve Ali Paşa Medreseleriyle birlikte Diyarbakır’da günümüze ulaşabilmiş üç medreseden biri oluşuyla da önem taşır. Ayrıca, dikdörtgen bir forma sahip oluşu ve bir mutfağı, helası ve yatakhanesinin bulunmayışıyla da mekansal kurgu bakımından geleneksel Osmanlı medreselerinden ayrılır.

 

Feryal İnal

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir